DOLAR 32,2053 -0.22%
EURO 35,1156 -0.22%
ALTIN 2.498,171,32
BITCOIN 21538820,94%

BU SAHİPSİZLİK NE ZAMAN SON BULACAK…

7 Mart 2022 14:58

Okunma: 76 kez okundu.

Son yıllarda Şehir olarak yaşadıklarımızdan ders almalıyız. Daha doğrusu Şehir olarak bundan sonra ne yapacağımızı bilmeliyiz. Gelgitler yaşıyoruz. Şehri yönetmekte profesyonelce düşünemediğimiz için  geleceğe dönük önümüze yeni hedeflerde koyamıyoruz.

Daha 2 yıl önce tarihinin en büyük felaketini deprem olarak yaşamış bu şehirde neyi fırsata çevirebildik? neleri kazandırabildik bu Aziz Şehir e? Kısaca hiçbir şey kazandıramadığımız gibi, üstelik ne kadar kurum ve kuruluş varsa şehrin geleceği adına bir oluşum başlatamadığımız gibi, yıkım, söküm, tekrar yapım süreçlerinde de şehir halkına ve esnafına bir girdi sağlayamadık.

Depremden sonra yapılan TOKİ konutları tartışmalı kalite konusunun yanı sıra metrekare olarak bu şehrin yaşam kültürüne uymadığı gibi; fiyatlarının yapıldığı tarihe göre değil son zamlara göre belirlenip buna göre vatandaşlara fatura edilmesine dahi sesimizi çıkartamadık kaderimize razı olduk, bir kesim vatandaşlarımızın tepkisini duyan olmadığı gibi çözüm konusunda da sınıfta kaldık.

İlimiz kurumlarına baktığımızda valilik ve belediye olmak üzere nerdeyse bütün kurumların kendilerine göre bağımsız hareket ediyor olması. şehirde yaşanan uyumsuzluğun göstergesi olurken, diğer kurumların üzerine düşen görevleri yapmakta aciz kaldıkları, hiç bir yapılanma, yenilik, üretim, katma değer oluşturamadıkları görülmektedir.

Kısaca hiç bir kurum kendi egemenlik alanına diğerini sokmak istemediği gibi, şehrin sorunları için çalışma alanlarına giren konularda da çözüm odaklı hiç bir etkilerinin olmadığı görünmektedir. Sıradan bir şube müdürlüğünde bile, ne gidene müdahale edebildik nede gelene.

Vekaleti eline almış şehrin temsilcilerinin kurum paylaşımından, kurum içerisindeki en alt kadroya kadar müdahale anlayışı bu kurumların çalışmasında engel teşkil ederken, personel alımlarında bile listelerin il ve ilçe teşkilatları tarafından hazırlanması işe göre eleman alımından ziyade elamana ve adamına göre iş bulma ön plana çıkması nerede bizim kul hakkımız diyecek kadar isyana dahi yol açmaktadır.

Böyle olunca da kendi adamımız diye neredeyse davetiye usulüyle kadroya aldıklarımızın  alt yapıları, donanımları, yeterli birikimleri olmadığı için ne yapacaklarını bilemedikleri gibi, ayak ayak üstüne atarak zaman geçirdikleri, kurum amirlerine diklenerek benim arkamda şu var gibi söylemlerde bulunarak, koltuk işgal ettikleri kulaklarımıza iyiden, iyiye fısıldanmaya başlandı.. Anlayacağınız ne liyakat kaldı, ne de hak edenin hakkı.

Baktığımızda şehrimizde sivil toplum örgütlerinin de ses kısıklığına yakalandıklarını görmekteyiz. eskiden olduğu gibi güçlü değiller ve onlarda şehir adına artık bir şey üretmekte zorlanıyorlar ya da bana değmeyen yılan bin yaşasın gibi düşünmekte sınır tanımıyorlar artık. Siyasi düşüncenin  kadrolaşma çabası en küçük derneklerin yönetimlerine kadar çomaklarını sokarken, mavi bayrak dağıtmakta geri kalınmadı.

Meclis üyelerine tanınan işe yerleştirmede bir kontenjan taktiri, muhtarlara da ikram edilirken, muhtar maaşlarının memur ve işçi seviyesine getirilmesinin başka bir geliri olup olmadığına bakılmadan sunulması kemer sıkmanın hangi paragrafında yazıyor anlamış değilim.  Çünkü Onlara da bizimsiniz dendi, onlardan da seçim zamanı medet beklentisine girildi.  Olası seçimleri düşündüğümüzde muhtarlık seçimlerinin verilen bu ganimetle  hangi çekişmelere doğru sürükleneceği de şimdiden merak konusu olmaya başlandı.

Şehrimizde son bir kaç haftanın merak edilen konularından birinin de TSO nun Madende bulunan maden rezervleri ile alakalı çalışmaları oldu. Cumhuriyet tarihinin en büyük rezervlerinin bulunduğunu açıklayan MTA nın  bundan sonraki süreçte nasıl bir yol izleyip, şehre nasıl bir katma değer oluşturulacağını, yapılacak ihale de, nelerin nasıl uygulanacağını hep beraber bekleyip göreceğiz diyorum.

Bakın bu gün Elazığ’da bir çaresizlik yaşanıyor. Gelişmişlik adına bir şey göremiyoruz.  Ekonomik sıkıntılar ve buna bağlı olarak işsizlik ve göçün önü alınamıyor.  Her türlü olumsuzlukta Elazığ ilk sıralarda yer almaya devam ediyor.
Hiç bir sorunumuzu çözebilmiş değiliz. Ne ulaşım sorununu çözebildik, ne imar sorunlarımızı çözebildik, ne de diğer sorunlarımızı çözebildik.

Kısaca deprem ve pandemi sürecine bağlı olarak Devlet büyüklerimizin Elazığ’a çare üretmekte kararlıyız diyerek yaptıkları paylaşımlar kendi havuzlarında boğularak kaybolmuş olsa da şehir kocaman bir kasaba olmaya devam ediyor.  Komşu şehirlerin bir zamanlar gıptayla baktığı Aziz şehir  yokluk ve tükenmiş bir şehir olurken, kapanan işyerleri, fabrikalar, üretim tesisleri ve verilen vasıflı göçle adeta kaderine terk edilmiş  oldu.

Açıkçası Elazığ SAHİPSİZ derken bu düşüncenin yeni oluşmadığını, yıllar öncesinde başlayan bir sürecin devamı olduğu görünmektedir. Elazığ siyasetinin çok güçlü olduğu dönemlerde parmakla gösterilen, doğunun incisi denilen şehrin bu duruma gelmesinde kimin vebali varsa elbette yanına kalmaz diyoruz. Şehir imarını bile çözmekte zorlandığımız bu süreçte Allah aşkına hangi mantığa yeşil alanların park olduğu, yolların kapatılıp imara açıldığı, kat sayılarındaki düzensiz dağılımı sığar.  Şehrin imarını dahi şu gün oldu çözemedik.

Bu konuda vatandaş isyanda, esnaf ve tüccar isyanda ama ne siyasilerden ne de idarecilerden ses çıkmıyor. Ne oluyor kardeşim nedir bu cadde ve sokakların hali diyende yok. Sadece yol konusunda değil her konuda böyleyiz.

Bakalım bu durum daha nereye kadar gidecek? Bakalım birileri çıkıp da artık biz de hizmet istiyoruz, biz de yatırımlardan yaralanmak istiyoruz, bu bizim de hakkımız diyebilecek mi?  Bu Aziz Şehir güzel hizmetleri hak etmiyor mu? Bu Sahipsizlik Son Bulacak mı ?

Kalın Sağlıcakla…

En az 10 karakter gerekli

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.