DOLAR 32,2202 0.11%
EURO 35,0657 0.57%
ALTIN 2.451,48-0,40
BITCOIN 22540600,25%

ÇOCUKLARIMIZ YOKSULLAŞIYOR..!

Ekonomide derinleşen kriz; çocukları yoksullaştırarak çalışmaya zorluyor. Yoksulluk derinleştikçe çocuk işçiliğinin de arttığı görülüyor.

Türkiye; çocuk yoksulluğunda ve çocuk işçiliğinde Ekonomik İşbirliği ve Gelişme Örgütü (OECD) ülkeleri arasında ikinci sırada. Bu bağlamda; 15-17 yaş gurubun da 820 bin çocuk işçi var.15-17 yaş arası 1.3 milyon çocuk, ne okulda ne de işte. Öte yandan; çocukların yüzde 41’i yoksul doğuyor. Her iki çocuktan biri yoksulluk ve ‘’sosyal dışlanmışlık’’ riski altında yaşıyor.

Türkiye çocuk yoksulluğunda Avrupa birincisi.

Bunun yanında; 4 kişilik ailenin yoksulluk sınırı 58 bin TL, yürürlükteki asgari ücret ise 17 bin 2 TL.
Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın çocuk yoksulluğu araştırmasına göre 2016 yılından beri artış eğilimini sürdürerek 2022’de 9 milyon 59 bine yükseldi. Artış oranı yüzde 42.40 oldu. Yoksulluk oranı 0-2 yaş arası bebeklerde yüzde 41.4, 3-14 yaş arasında ise yüzde 43.8 oldu.

Çocuk işçilik, eğitimden uzaklaştırıyor

Yoksulluk; 136 bin çocuğu daha işçi yaptı. Çocuk işçi sayısı bir yılda yüzde 18.7’den yüzde 22.1’e yükseldi. Ülke düzeyinde yaşanan derin yoksulluk; çocuk işçiliğini artırıyor. Çocuklar eğitimden uzaklaşıyor. TÜİK’in verilerine göre; 2021’ de yüzde 16.4 olan çocuk işçiliği geçen yıl yüzde 18.7’ye yükselirken bu yıl ise yüzde 22.1’e ulaştı. Böylece; 136 bin çocuk daha kayıtlı işçi oldu. Çocuk işçiliği son 10 yılın en yüksek seviyesinde.

Toplumda her 5 çocuktan biri çalışmak zorunda kaldı.

Bu arada; çocuk işçiler iş cinayetlerinde de ilk sırada.

Öte yandan; 853 bin çocuk işçi sayısının 637 bini erkek, 216 bini de kız çocuğu.
Öte yandan; çocuk işçi sayısı 2002’de 707 bin iken, 2023’de bu sayı, 850 bine yükseldi. Bir yıldaki artış yüzde 146 bin oldu.
Ekonomide derinleşen kriz, çocukları çalışmaya zorluyor. Yoksulluk derinleştikçe çocuk işçiliği artıyor ve bu olumsuz süreç; çocukları eğitimden uzaklaştırıyor.

SONUÇ OLARAK:

Çocuk işçiliğinin artması ve çocukların eğitimden uzaklaşması, çocuk yoksulluğunun ivme kazanması; ülkemiz için ‘’BEKA’’ sorununa dönüşüyor.

Devamını Oku

EN BÜYÜK ŞİDDET YOKSULLUKTUR…

Hayat pahalılığı almış başını giderken, insanlar her geçen gün boğazından kısarken, bence bu çözüm değil zaten yetersiz beslenme daha ana rahminde başlıyor!

Bu “bereketli topraklar” üzerinde açlık yaşanıyor.  Doymak, beslenmek değildir.

Çocuklar, gençler yeterli ve sağlıklı beslenemiyorlar. Bu beyinlerini, zekâlarını olumsuz etkiliyor.

Zekâ düzeyi oldukça düşük bir toplum oluşturuldu.

Eğitim dedikleri de Orta Çağ dogmalarıyla ve kendi safsatalarıyla beyinlerin yıkanmasından başka bir şey değildir.

TV’lerin yaptırdıkları sokak röportajlarında insanlarımız acınacak cahilliklerini izliyorsunuz.

Oysa dünya yeni bir devrim sürecinde. Dijital Devrim ile üretim araçları da değişti üretici güçlerin nitelikleri de…

Sanayi Devrimi’ni kaçırmış olmanın bedelini ödüyoruz. Ülkemiz sömürgeleştirilirken insanlarımız köleleştiriliyorlar. Veriler bu durumu kanıtlıyor.

Siyasilerimiz neler yapıyorlar?

Sömürgecilerin kredi ve yardım bataklığında halay çekiyorlar. Hep birlikte ve omuz omuzalar.

Yeni bir Anayasa yapacaklarmış! Yumuşamaymış!..

Aldatmaca, yutturmaca bunlar. Toplumsal basıncı düşürmek amaçları. Yani, “halkın gazını almak” alıyorlar da.

Yerel seçim sonuçları halkın ne istediğini ortaya koydu. İnsanca, hakça; barış içinde ve birlikte yaşamak!

Erken seçimden başka yolu yok! Gecikmeden ve derhal…

İktidarım diyenler meşruiyetlerini kaybetmişlerdir. Yönetemiyorlar. Saçmalıyorlar. Tutarlı değiller.

Dün nas diyenler şimdi aynen İMF politikalarını andıran uygulamaları allayıp pulluyorlar.

Millet açlık ve yoksulluk içinde. “En büyük şiddet yoksulluktur!”

“Peygamber efendimiz yemeğini sulu ve bolca ekmek banarak yerdi…” diyenlerin yedi makam arabası var. Bir arabasının günlük kirası iki buçuk emekli aylığı!

Evet, meşruiyetini kaybetmiş bu iktidarla hiçbir uzlaşı ve görüşme yapılmadan erken seçime gidilmelidir!

Ama “Anayasa’ya aykırı olduğunu bile bile oy verenler” ile bu iş olabilir mi?

O zaman ne yapılmalı?

Devamını Oku

TASARRUF MU DEDİNİZ…

Devlet malının har vurup, harman savrulduğu ülkemizde, tasarruf için bir yerlerden başlamak elbette önemli. Ancak, yıllardan bu yana devletteki israfın önüne geçilmesi için söylenenleri kulak tıkayanlar, kamuda ki israf için, bu güne kadar “bilmem, görmem, duymam” diyerek neden üç maymunu oynadıklarını da sormak, sorgulamak gerek. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in kamuda tasarruf adına 500 aracın satılacağını, ardından 1000 aracın daha satılacağını açıklaması ve  satılan araçların yerine yapılacak olan yeni araç alımı ve kiralamasının katı kurallara bağlanarak, güvenlik ve sağlık haricinde araç sayısında artışa izin verilmeyeceğini açıklaması sanki toplumun gazını alma operasyonu. Yüz binlerce aracın içinde 500 araç nedir ki? devede kulak. Şaka gibi. Çünkü son zamanlarda kamuoyunun gündemini meşgul eden en önemli konulardan bir tanesi de, lüks mamam araçları ve kamuda araç kiralama israfıydı. Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre, merkezî yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin mülkiyetinde 115 bin 904 adet taşıt bulunuyormuş. Açıklanan verilerde mülkiyetinde dediğine göre, kamu tarafından kiralanmış olan, kiralık araçlar bu sayının içerisinde yok. Kiralık araç sayısının kamunun kendi araç sayısının kat be kat üzerinde olması da beklenen bir durum. Bunca yıldır ne kadar karşı çıkmış olsak da, son yıllarda araç satın alınmıyor, şirketlerden kiralanıyordu. Kamu kurumlarımızda da, belediyelerimizde de, 100 binlerce aracın kiralama yöntemiyle hizmet verdiğini bilmeyen yok. Tabi kiralanan araçların kimlerden kiralandığını da atlamamak gerek. Kamu kurumlarımızda, kamuda araç kiralamanın önü açıldığından bu yana öyle bir hal aldı ki, israfın önüne geçilmesi mümkün değil.

MAKAM ARAÇLARI

En küçük bürokratın altında makam araçları, kiralanıp günlerce kontağı bile açılmayan araçlar. Pek çok bürokratın işe geliş gidişlerinde makam araçlarını ve kiralık araçları kullandığını herkes biliyor. Eğer samimi olarak tasarruf yapılacaksa, satılacak makam araçlarının yerine hizmet araçlarının makam aracı gibi kullanılmasının da önüne geçilmeli. Makam aracı tahsis edilmeyecek makamların hizmet araçlarını makam aracı olarak kullanmaları yasaklanmalı. Kullanılacak makam araçlarının düşük yakıtlı, yüksek modelli olmayan yerli araçlar olmalı. Lüks araçlardan vazgeçilmeli.  Maliye bakanı tarafından yapılan açıklamaya göre, yeni araç alımı ve kiralanması konusunda katı kurallar uygulanacakmış. İnşallah! diyelim de, bunun için katı kurallar uygulanmasına gerek yok ki. Bir ilde yada bir ilçeden başlarsınız, il yada ilçede makam aracı kullanabilecek olan makamları belirlersiniz, örneğin bir ilçede kaymakam, ilçe emniyet müdürü, ilçe milli eğitim ve sağlık müdürü vs. geri kalanları iptal edersiniz olay kökten çözülmüş olur. Niye kendinizi yoruyorsunuz? Tabi şimdi araçlarını kamuya kiralayan şirketler isyandadır. Emin olun ki pek çoğu Sayın Cumhurbaşkanımıza bile ulaşmış olabilir.

Yapılan açıklamada, acil ihtiyaç durumunda, kamu kurumları ellerindeki aracı sattıktan sonra yerine yenisini alabilir yada kiralayabilir diyor. Ayrıca, Güvenlik ve sağlık alanında kullanılanlar hariç, kamudaki taşıt sayısının artışına izin verilmeyecek denilerek, mevcut araç sayısının muhafaza edileceği anlaşılıyor.
Yani öyle görülüyor ki, değişen bir şey olmayacak gibi. Aynı tas, aynı hamam.

Devamını Oku

İYİ PARTİDE DEĞİŞİM..!

İyi Parti”de Meral Akşener’in “topuk sesleri” artık duyulmayacak.

Kongre kararını verdi.

İYİ Parti’nin yeni Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu oldu.

Dervişoğlu, konuya ilişkin olarak “Bugün, iyi ve cesurlar hareketinin siyasi ahlakı, feraseti ve demokrasi anlayışı için iftiharla anacağımız bir kongre gerçekleştirdik. Kurucu Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’den devraldığımız bayrağı hep birlikte iktidar yoluna taşıyacağız. Sen iste talih değişsin! Sen iste tarih değişsin” demiş.

“Sen iste talih değişsin.”

“Sen iste tarih değişsin”

İyi de nasıl?

İyi de neden?

“Talih”i değiştirmek insanoğlunun elinde değil.

“Tarih” değiştirmek de herkesin işi değil…

MHP’den devşirme bir partiydi…

Evrilse evrilse, nereye kadar evrilecek ki?

Neticede MHP gömleği var üstünde…

Lafı uzatmaya hiç gerek yok.

Rahmetli Türkeş’in emanetini taşımak isteyen hiçbir parti lideri başarılı olamadı…

Ne Devlet bey.

Ne Meral hanım…

Devlet bey partisini bir başka partinin genel merkezine taşımak istedi…

Olmadı…

Meral hanım ise Kemal Kılıçdaroğlu’na inat, “İmamoğlu zafiyeti” sonucu 6’lı Masa’yı devirdi.

Bu hem kendi partisinin sonu oldu, hem de irili ufaklı, iyi niyetli partilerin dağılmasıyla sonuçlandı.

Tabii masa devirme CHP’nin önüne çıkan en büyük fırsatı, yani Bay Kemal’in Çankaya Köşküne çıkmasını engelledi…

Eksik olmasınlar, Meral hanım sayesinde 4 yıl daha sayın Erdoğan dönemi devam edecek.

YENİ PARTİ gelecekte başarılı olur mu?

Şimdiden hiç kimse kestiremez.

İç kavgaları bilinmez ama en az dört yıl nadasta olacağı kesin.

Kim söylemiş, ne zaman ve nerde söylemiş bilemem ama hala bu cümle çınlıyor kulaklarımda:

“Ununa MHP ideolojisi karışmış bir İyi Parti hamurundan francala ekmek çıkmaz…

Olsa olsa, bazı belediyelerin çıkardığı ucuz “halk ekmek” çıkar ki, onun da kalitesi tartışılabilir.

Yine de umutları hemen suya düşmesin bu partiye gönül verenlerin…

Sayın Müsavat Dervişoğlu liderliğini bir süre denemekte yarar var derim.

Devamını Oku

PARAYI VERİRİZ AMA..!

31 Mart’ta yapılan seçim yerel seçimdi ama AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, sanki bir genel seçimmiş gibi tek başına sahaya indi. Neden? Çünkü kendisinden başka kimse öne çıkamazdı. Daha önce kamuoyunda görece bilinen kişiler zaten siyaset sahnesinden ayıklanmıştı. Yıllar içinde “şahsım hükümeti” diyen Erdoğan şahsım belediye başkanı iddiasını da sürdürmeye çalıştı. Olmadı, seçimden CHP birinci parti olarak çıktı.

Erdoğan’ın arkasında 2002 yılından itibaren önce Avrupa Birliği ve ABD vardı. Zaman içinde Rusya da işin içine girdi. Dünya bankası, Birleşmiş Milletler ve NATO da ekibe dahil oldu.

Havuza toplanan komisyonlarla alınan gazeteler, televizyonlar, radyolar ile yazarlar, çizerler ve habercilerle büyük bir güç oluşturuldu. Bunun adı yandaş medya oldu ve merkezi olarak saraydan idare edildi. Belediyelerdeki bankamatik memurlar, bakanlıklardaki troller, ihalelerden alınan paylarla oluşturulan yüzbinlerce kişilik trol ordusu… Hepsinin önde giden bir sloganı vardı “en büyük lider, dünya lideri, bizim lider.”  Yağmur yağdığında “Erdoğan’ın talimatıyla selin yarattığı sonuçları gidereceğiz diyen bakanlar. Erdoğan’ın talimatı olmadan deprem için harekete geçmeyen kurumlar… Yüzlerce değil binlerce örnek vermek olası.

Erdoğan’ı reis yaptılar. Eşi için kitap bastılar, onun adını koydular, Birleşmiş Milletler onu komite başkanı yaptı. Putin doğal gaz ödemelerini erteledi. Elon Musk, 55 milyon dolara bir astronotu uzaya yolladı, uzaydan dönen şahıs bir şehirden diğerine gitti Erdoğan’ı övdü. Bakanlar da İstanbul’da kapı kapı dolaşıp Erdoğan adına Murat Kurum’a oy istediler.

Sonuç hüsran.

Bir de örtülü ödenek konusu var.  2003’te 98 milyon lira iken, 2021’de 28 kat arttı 2 milyar 714 milyon TL’ye yükseldi. Önceki cumhurbaşkanlarının dönemlerinde ödenekten harcanmayan miktar hazineye iade ediliyordu. Yanlış anımsamıyorsam Erdoğan döneminde bu ödenek ayrıldı, neden iade edeyim diyerek hepsini “kullanılmış” gösterdi. O dönemde epey eleştirilmiş bir tutumdu.

Örtülü ödenek gizli harcama kalemi. Anca bazı “seçim öncesi” dönemlerde harcamaların aşırı yükselmesi dikkat çekici oldu. 31 Mart 2024 mahalli seçimlerinde bakanlıklar, kayyum ve AKP yönetimindeki belediyelerin abartılı harcamaları Erdoğan için yapıldı.

Sonuç hüsran. Zira tüm kiralanan elemanlar, troller, medya mensupları yani yüzbinlerce para alan kişi “Erdoğan” diye bağırdı ama genelde hiçbirisinin “ideolojisi” yoktu. Tüm çığırmayı “mama için, nemalanma için” yapıyorlardı.

Para verip, onlarca kişiyi yasayı çiğneyerek, polis desteğinde Anıtkabir’de “Yaşasın Erdoğan” diye bağırtmak kolay. Gel gelelim cebinden para vererek Anıtkabir’e Atasına saygısını sunmak için koşan milyonları toplamak onlar için zor değil olanaksız.

Dünya Bankası şimdi 5 yılda 35 milyar dolar kredi vereceğini ilan etti. Yandaş medya olayı parlattı. Ancak bu para proje bazında ödenecek. Projenin temeli şu: istihdam yaratılacak. Her iki kişiden birisi mülteci olacak. Yani Dünya Bankası 35 milyar dolar kredi veriyor ama çalışanların yarısı mülteci olacak. Paranın tamamını ise Türkiye geriye ödeyecek. Soru şu: Paranın yarısı mülteciler için veriliyor, onların parasını neden Türkiye Cumhuriyeti ödüyor?

Erdoğan seçim yolunun sonuna geldi. Erdoğan gitmeden kapitülasyon imzaları Türkiye’ye attırılmaya çalışılıyor. Erdoğan’ı ise büyük koltuklara oturtturarak, örneğin 23 Nisan resepsiyonunda, hava vermeye çalışıyorlar. Kanımca sonuç nafile!

Türkiye için yeni bir dönem başlıyor. Türk halkı AKP’yi tarih yapacak, onların getirdiği 22 yıllık yıkımı onaracaktır.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.