DOLAR 32,4127 0.15%
EURO 34,5463 0.31%
ALTIN 2.460,650,92
BITCOIN 21149722,91%
HARPUT’TAN BU GÜNE EDEBİ ŞAHSİYETLER (2)

HARPUT’TAN BU GÜNE EDEBİ ŞAHSİYETLER (2)

21 Şubat 2022 12:06
HARPUT’TAN BU GÜNE EDEBİ ŞAHSİYETLER (2)

Okunma: 54 kez okundu.

 

ABDÜLLATİF LÜTFİ (HARPÛTÎ, Abdüllatif) (1842-1916) Harput’ta doğdu. Asıl adı Abdüllatif Lütfi’dir. Ailesi hakkında fazla bilgi bulunmamakta, ancak doğumundan yaklaşık üç asır önce Harput’un Germili köyüne yerleşen Koca Mehmed Ağa’nın büyük oğlu Mustafa Ağa’nın beşinci nesilden torunu olduğu kaydedilmektedir. İlk tahsilini Harput’ta, yakın akrabası Müftü Ömer Naîmî Efendi’den ders alarak tamamladı. Ardından İstanbul’a gidip Fâtih medreselerine girdi. Buradan icâzet aldıktan sonra Adana’ya geçerek bir müddet ders okuttu ve orada evlendi. Abdüllatif Efendi bir süre sonra ailesiyle birlikte İstanbul’a döndü ve hemen ardından Beyazıt Camii dersiâmlığı ile Meclis-i Tedkîkāt-ı Şer‘iyye üyeliğine tayin edildi. Muhtemelen aynı şeyhe bağlı olmaktan kaynaklanan dostlukları sebebiyle dönemin Ticaret ve Nâfia Nâzırı Zihni Paşa’nın uzun süre ilmî müşavirliğini yaptı. Paşanın 1891 yılında Selânik valiliğine tayin edilmesi üzerine bütün resmî görevlerinden istifa edip onunla birlikte Selânik’e gitti ve on yıl kadar orada kaldı. Hüseyin Vassâf, Abdüllatif Harpûtî’nin ilk gençlik yıllarında Harput’taki NakşibendiYye meşâyihinden Beyzâde Hacı Ali Efendi’ye intisap ettiğini, İstanbul’a geldikten sonra ise Şeyhülislâm Uryânîzâde Esad Efendi’ye bağlandığını, son olarak da uzun süre Dîvân-ı Hümâyun Kalemi’nde görev yapan Necib Efendi’ye intisap ettiğini belirtir (Sefîne, IV, 61-62, 65; krş. DİA, VIII, 274). Harpûtî’nin, aynı şeyhe bağlı olan Zihni Paşa ile Selânik’te bulunduğu yıllarda o bölgedeki birçok Halvetî şeyhiyle görüştüğü, bu sırada Nevrekop’taki bir Halvetî şeyhinden çok etkilendiği kaydedilmektedir (Sunguroğlu, II, 142). Abdüllatif Harpûtî, 1901 yılında Selânik’ten İstanbul’a dönünce Dârülfünun’a ilm-i kelâm müderrisi olarak tayin edildi ve 29 Cemâziyelâhir 1319 (13 Ekim 1901) tarihinde kendisine haremeyn pâyesi tevcih edildi (İlmiyye Salnâmesi, s. 63). Aynı yıl huzur dersleri muhataplığına seçildi. Dârülfü nun’daki hocalığı yanında Medresetü’l-vâizîn’de de kelâm dersleri okutan Harpût-î 1910’da hacca gitti, orada verdiği Arapça vaazlar âlimler tarafından takdirle karşılandı (Sungur oğlu, II, 142). Beyazıt Camii dersiâmlığı sırasında birkaç defa toplu icâzet verdi. En ünlü öğrencisinin Tokatlı Mehmed Nûri Efendi olduğu kaydedilmektedir. İstanbul’da vefat eden Abdüllatif Harpûtî Merkezefendi Kabristanı’na defnedildi. Ondan söz eden bazı yeni araştırmalarda, büyük bir ihtimalle hicrî ve rûmî tarihlerin birbirine karıştırılmasından kaynaklanan bir yanlışlık sebebiyle, milâdî karşılığının 1914 olduğu belirtilerek ölümü için 1330 ve 1333 şeklinde iki farklı tarih verilmektedir (meselâ bk. Sungur oğlu, II, 142; Yeni Türk İslâm Ansiklopedisi, s. 18). Ancak Harpûtî hakkında bugüne kadar yapılan araştırmaların hiçbirinde kaynak olarak kullanılmayan Sefînetü’l-evliyâ’da (IV, 65) Hüseyin Vassâf’ın naklettiği mezar taşı kitâbe’sine göre Harpût-î 3 Ağustos 1332 (16 Ağustos 1916) tarihinde vefat etmiştir. Ayrıca 1332 yılında İstanbul’da yayımlanan Târîh-i İlm-i Kelâm adlı eserinin sonunda rahatsızlığından söz ederek bu çalışmasını tamamlayamadığını belirtmiş olması da Hüseyin Vassâf tarafından verilen tarihin isabetli olduğunu göstermektedir. İshak Sunguroğlu, Harpûtî’nin tıp doktoru olan ve dönemin iktidarı tarafından Trablus’a sürgün edildiği sırada Mısır’a kaçıp Meşrutiyet’in ilânından sonra İstanbul’a dönen, ancak doktorluk mesleğini icra etmeyerek ticaretle meşgul olan Fâik adında bir oğlunun bulunduğunu, bu zatın da vefatında babasının Merkez efendi deki kabrinin yanına defnedildiğini kaydeder (Harput Yollarında, II, 142). Yapıtları: Tenkih-ül-kelâm fi Akaid-i Ehl ül-İslam (İstanbul, 1909, 2.basılış, 1912), Maviza-i Abdüllatif.

AĞABEGÜM AYLA Eğitimci-yazar. 1940, Bilecik doğumlu. İlk ve ortaokulu memleketinde, liseyi Elazığ‘da bitirdi. Harputlu Hacı Seyfullah’ın oğlu Şükrü Bey ile İstanbullu Saadet Hanımın çocuğudur. Annesi Nişantaşı Kız Ortaokulu’nu bitirmiş, devrin şairlerinden Şükufe Nihal’in öğrencisi olmuştur. Şiir zevkini bir şair öğretmenden alan Saadet Hanım, daha yürümeye bile başlamadığı yıllarda Çanakkale Savaşı’nda subay olan babası Mehmet Sadettin Bey’i kaybeder. Bir şehit torunu olarak büyüyecek olan Ayla Ağabegüm, evin gözbebeği olduğu için sokak aralarında çok koşturamasa da, akrabalar ve komşular arasında geçen çocukluğunun farkına bile varamayacaktır. Elazığ’daki Mehmet Zeki İlkokulu’na başladığı sıralarda arkadaşlarından etkilenecek ve öğretmeninin annesine: “Ayla da afacanlıkta arkadaşlarına benzemeye başladı” sözlerine muhatap olacaktır. Cumhuriyetin ilk yıllarında babası siyasetle ilgilenmiştir. Babası Şükrü Bey Anadolu’yu kalkındırmaya yönelik çalışmalara katılacak ve dedesinin bütün servetini bu işe yatıracaktır. Fakat işler umduğu gibi gitmeyince hayatına memuriyetle devam edecektir. Ortaokulu bitireceği yıl vefat eden babasını okuduğu Kuran-ı Kerim’le, anlattığı ibretli hikayelerle hatırlayacaktır Ayla Ağabegüm… Ortaokul ve lise yılları Elazığ Lisesi’nde geçen Ayla Ağabegüm, devrin seçkin öğretmenlerinden dersler alacak, İstanbul’dan getirilen kitaplar ile edebiyat dünyası ile daha çocuk yaşlarında tanışacaktır. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü (1967) mezunu. İstanbul‘da çeşitli liselerde edebiyat öğretmenliği, Üsküdar Kız Lisesinde pansiyon müdür yardımcılığı yaptı. 1985 yılından beri yazı işleri müdürlüğünü yaptığı Türk Edebiyatı dergisinde yayımladığı deneme, hikâye ve röportajlarla, özellikle Öğretmenin Günlüğü başlığı altında yazdığı denemeleriyle tanındı. ESERLERİ: Sözle Direnmek (1992), Mısralarla Konuşsak (2010)

En az 10 karakter gerekli

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.