DOLAR 32,3607 0.17%
EURO 34,4602 -0.71%
ALTIN 2.437,27-0,95
BITCOIN 2094399-4,14%

HER NE VARSA AKLINIZDA, SAKIN HA!..

1 Mayıs 2022 01:10

Okunma: 112 kez okundu.

Etrafıma pek aldırmadan yürüyüp geçtiğim şu hayat yolu; bazen ”şok” gibi gözüme sokuyor olayları. Ne kadar yüzümü çevirsem de kayıtsız kalamıyorum kahrolası bazı şeylere ve özelliklede Aziz şehrimde yaşananlara…

1970 li Yıllarda tüm ülkemizde olduğu gibi Aziz şehrimiz Elazığ dada nifak tohumları ekildi ve uzun yıllar bunun mücadelesini verdik ve çok şükür o ekilen nifak tohumları temizlendi.

Aziz şehrimiz Elazığ’ın son 25 yılına baktığımızda 200 bin nitelikli göç vermiş, buna karşılık 250 bin niteliksiz göç almış olması şehrin kimyasını bozmaya yetmiştir.

Milliyetçi muhafazakâr olan aziz şehrimizin bu özelliği her geçen gün erimeye yüz tutarken, görünen köyde kılavuza gerek olmadığı gerçeği suratımıza inen tokat gibi sanki. Peki, kim payına düşeni alıyor desek, inanın herkesin kaçacak delik araması bir yana, sütten çıkmış ak kaşık gibi saf ve temiz.

Gelelim Esas Konuya;

Elazığ’da yaşanan elim deprem hadisesinin acısını herkes gibi ben de hissettim. Depremin açtığı yaralar, ölümler, kayıplar ve en acısı da yersiz yurtsuz kalanlar. Affınıza sığınarak söylüyorum, her deprem sonrası, ölünün konulacağı bir kabir her şartta var, fakat sağ kalanlar perişan olmuştur. Mücadele, şartlar, dayatmalar, geçim, çözümsüzlük yaşayanların sırtına yüklenmiştir bu süreçte.

Depremde evsiz kalan insanlarımıza; Devletimiz TOKİ eliyle süratli bir şekilde konut yapmaya başlamasına ve teslim etmesine rağmen, yapılan konutlar sürekli tartışma konusu olmuştur. Toplumdan çıkan farklı sesler arasında, Elazığ MİLLİYETÇİ olduğu için cezalandırıldı diyenlerin olmasının yanında,  Allah Devletimizden razı olsun diyerek şükür edenlerimizde oldu.

Kaybeden hep Aziz şehrimiz Elazığ olmuştur geçmişte olduğu gibi.

Hatasıyla sevabıyla konutlar yapıldı, müdahale edilmesi gereken zamanda müdahale edilemedi suali tarih sayfalarındaki yerine konularak, konutların yüzde 90’ı bitirilip hak sahiplerine teslim edildi.

Birkaç gün önce iki bakanımız ayrı, ayrı özel uçaklarla!.. gelerek, aziz şehrimiz Elazığ’a ziyarette bulundular. Ziyaret sebepleri TOKİ eliyle şehrimizde yapılan konutları yerinde incelemek halkın sorunlarını dinlemek, sofralarına misafir olmaktı. Bu amaç dâhilinde Mustafa paşa ve Rüstem paşa mahallelerine giderek hem konutları yerinde görmek hem de sıkıntı noktasında gerekli notları almak istediler.

Yapılan ziyaretler kapsamında vatandaşlar hazır bakanlarımız gelmişken sorunlarını, dertlerini bakanlarımıza ”DEVLET BABA YA” anlatmak ve seslerini duyurmak istediler. Ortamdaki sıkıntılı havanın yansıması Milletvekilimiz Metin Bulut’a karşı olunca vatandaşların tepkisi yoğun bir şekilde artmaya başladı. Ortamın daha fazla gerilmesine seyirci kalmak istemeyen Elazığ Belediye Başkanı Şahin Şerifoğulları gelen tepkileri azaltmak adına devreye girince, vatandaşlarla tartışmalar karşılıklı söz düellosu şekline dönüşmüş oldu. Mahalle halkı yaşanan sıkıntılarını aşma adına karşılarında belediye başkanını gördüklerinde iki tarafın yaklaşımı her ne kadar samimi ve içten olursa olsun, kemiksiz dildeki patlamanın önüne geçilemediğini sergilediler sanki. Gelişmeler her ne kadar samimi ve içten duygularla olsa da, Ramazan ayı münasebetiyle sınır ve sabır sayıları yüksek olan insanların karşılıklı diyaloğu ister istemez bazı kesimlere prim vermiş oldu. Orucun ve yorgunluğun etkisi ile Şahin başkanın doğaçlama üslupla vatandaşlara verdiği cevap, aldı büyütüldü, paylaşımlar yapıldı, ulusal tv lerde haberlere kadar intikal etti. Bunun yanında çekim yapmaya çalışan ve kim olduğunu bilmediğimiz, bakanları takip etmekle görevli gazeteci olduğu söylenen bir şahsa yapılan saldırı, akıllara ister istemez birilerinin provoke etmeye çalıştığı top Şahin başkanın kucağına mı atılmak istendi sorusunu getiriyor.

Bu noktada benim kafama takılan, bu olaylar neden Mustafa paşa ve Rüstem paşa mahallesinde yaşandı, kimler provoke etti, provoke etmek için özellikle o iki mahalle mi seçildi? Bakanlarımızın yanında bunların yapılması manidar değil midir?

Şahin başkanın olayları yatıştırmak adına girişimde bulunması ne kadar doğru bir davranış ise vatandaşa verdiği cevap bir o kadar yanlıştı ve bir belediye başkanına yakışacak üsluplar değildi.  Ayrıca vatandaş sıkıntılarını anlatırken, konuşmalara başkandan önce atlayan kişilerin; yeriniz kaç para paranız ne kadarsa verelim gidin, gibi sözler sarf etmeleri başkanın çevresine dikkat etmesi gerektiği noktasında soru işareti oldu, Şahin başkanın bir belediye başkanı veya bir siyasetçi olarak daha sakin ve vakur olması gerekirdi. o anki atmosferde bunu yapmadı veya yapamadı, fakat Bu yanlıştan malzeme çıkartmak ve Şahin başkanı günah keçisi ilan etmek ise daha da büyük yanlış olmuştur kanaatimce, bu mübarek günde.

İnsanlar oruçlu iken, zaman, zaman hepimizin yaptığı gibi, gaflar yapıp hatalar yapar ve yanlış söylemlerde bulunabilir İçinde bulunduğumuz mübarek ay hoşgörü ayıdır, bayramımızı kutlama sevme, sevindirme bayramıdır, olaya bu pencereden bakmak gerekmez mi? Ben inanıyorum ki, Şahin başkanın ortamdaki yaklaşımı her ne kadar gerginliği yumuşatma adına olsa da, bu diyaloğa girmekten pişmanlık duymuştur. Sıkıntıları görmek ve çözüm odaklı notlar edinmek adına orada bulunan yetkililere bu gibi diyaloglar yönlendirilmiş olsaydı top Şahin başkanın kucağına atılmamış olurdu.

Üzülüyorum, Elazığ’da kendi aramızda, ben buna ailemizin içinde diyorum, yaşanan tartışmaların ulusal basına düşmesine üzülüyorum. Aziz şehrimizin malzeme edilmesine, şehrimize karşı oluşacak algıya, bakacak yanlış göze, çıkacak yanlış bir kelimeye üzülüyorum. Kim bunları servis etti, kim ne kazandı, şehre ne katkısı oldu? Hani diyoruz ya, devletin bakış açısı Elazığ’a farklı diye, düşündüğümüzde bu düşünceyi biz kendimiz yaratmıyor muyuz, ya da bakanlar Elazığ’a neden gelmiyor dediğimizde çuvaldızı önce kendimize batırmayı aklımıza getiriyor muyuz?

Şahsi husumetler, siyasi rekabetler, kızgınlıklar, kırılganlıklar olabilir. İnsanız diyoruz aynı sevda, aynı hizmet noktasında fikirler çatışabilir fakat rakip gördüğünüz ya da sevmediğiniz bir insanın açığını aramak ve en ufak şeyde günah keçisi ilan etmek doğru değildir.

Ben şahsım adına hep şunu savunmuşumdur, beni yakinen tanıyanlar çok iyi bilir ‘ki düşmanım dahi olsa doğruları yazarım, yanlışa yanlıştır derim.

”Bu yazımda hiç kimsede öküz altında buzağı aramasın” gazetemizde bu güne kadar dile getirdiğimiz şehrin belediye ile alakalı sorunlarına olan duyarlılığımıza karşı olan haberlerimiz karşılık bulmuş ve belediye tarafından yapılması gerekenler yapılmıştır. İlimizdeki siyasetçilerin ve bürokratların varsa yanlışları, eksikleri, hataları hep beraber eleştirelim. Doğruyu bulma adına, İnsanız diyerek, hataları, yanlışları insanlar yapar diyerek yardımcı olalım, tenkit ederken, doğru olanı alkışlayalım, yol gösterelim, yardımcı olalım çünkü bu şehir bizim şehir hepimizin diyelim. Şehrimizin menfaatleri adına bunları yazmak bizlerin asli görevi olduğunu unutmayalım.

Bir şehirde bir siyasetçiyi şehir top yekûn sevmez benimsemez, bizim bırakın şehir olarak ülke olarak esas sorunumuzda bu zaten, bizler vatandaş olarak önce bunu aşmalıyız. Büyüğünü seversin fakat şehrin menfaati ve gelişmesi noktasında zerre kadar faydasının olmayacağını düşündüğün emanetçisine aynı hoş görüyü gösteremezsin, hatırı var diyemezsin, bu şehirde yetimin, öksüzün hakkı ve hatırı her şeyden önce gelir.

      Bu şehir bizim; Şehrimize fayda sağlamadığını düşündüğümüz insanlara, en güzel cevap verilecek yer önümüzdeki seçimlerde sandıktır, seçim atmosferine girildiğinde, elbette ki söylenenleri, yapılanları ve yazılanları etkili bir şekilde yazacaklarımız olacaktır, ”ajandamız boş değildir.” şimdi yaygara koparmanın bir anlamı yoktur, bu konuda kaybeden Elazığ olmamalıdır.

O gün iki gazetecinin yapmış olduğu Gereksiz polemikler şehrimizi ve insanlarımızı anlamsız bir şekilde oldukça germiştir. Bunları kim yönlendirdi ve amaçları neydi? Malum gazeteciler bu güne kadar bu şehirde yapılan güzeli görüp haber yapmaktan kaçınırken, basit ve sinsice yapılmış planlı olduğuna inandığım bu haberi ulusal basına taşımakta niye kendilerine jet benzini yüklediler iyi düşünmek gerek diyorum.

Bu şehre kimler nifak tohumları atmaya çalışıyor bilemiyorum, yaşanan olayları siyasi malzeme olarak kullanmak, siyaseten hiç bir şey kazandırmayacağı gibi hangi siyasi parti veya parti mensubu bu olayları tasvip edip siyasi rant elde etmeye çalışırsa bu şehrin aziz insanlarının sandıkta cevabı çok sert olur, malzeme yerine kendileri konulur. Ayrıca hiç bir siyasetçi unutmasın ki, bu şehir tüm benliği ile Bayrağına, Ülkesinin Topraklarına ve Dini inançlarına sıkı sıkı bağlı bir şehirdir, birçok konuda defaten haksızlıklara uğrasa bile asla dik duruşundan taviz vermemiştir ve vermeyecektir.

Şehrimizin menfaatleri adına birlik beraberlik olmazsa olmazımızdır, eğer bizler bu birlik beraberliği sağlayamazsak önümüzdeki seçimlerde HDP bu aziz şehrimizden vekil çıkartırsa bu ayıp ve bu leke hepimize yeterde artar bile, yanlışları eleştirelim hatalarını söyleyelim, fakat MİLLİYETÇİ MUHAFAZAKÂR KİMLİĞİMİZİ asla ve asla kaybetmeyelim. Aziz şehrimize nifak sokmaya çalışanlara önce yerel basın olarak biz ve tüm şehir hep birlikte dur demeliyiz.

Ülkem ve Şehrimin menfaatleri doğrultusunda yaşanan yanlış ve doğru olayları doğru ve tarafsız bir şekilde yazmaktan imtina etmedim ve bundan sonrada asla etmeyeceğim.

Tüm İslam âleminin mübarek Ramazan bayramını tebrik eder, sağlıklı, sıhhatli nice bayramlar geçirmesini temenni ederim. Kalın Sağlıcakla…

En az 10 karakter gerekli

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.