DOLAR 28,9208 0.08%
EURO 31,4850 -0.1%
ALTIN 1.924,021,84
BITCOIN 11389181,60%

SENDİKAL ÖRGÜTLENME ve İLİMİZDE SENDİKACILIK

1 Mart 2022 10:16

Okunma: 71 kez okundu.

Sendikal örgütlenme, ilk olarak Sanayi Devrimi ile birlikte işçi sınıfının ortaya
çıkmaya başladığı İngiltere’de 1792 yılında oluşturulmuştur. Sadece belirli vasıflardaki
kişilerin sendika üyesi olabildikleri ilk sendikalaşma tecrübeleri başarısızlıkla sonuçlanmış ve
sendikalar 1824 yılına kadar yasaklanmıştır. Sonraları ise İngiltere ile birlikte ABD, Almanya
ve Fransa gibi sanayileşmeye başlayan ülkelerde sendikalara özgürlükler verilmiş, çalışanlar
sendikaları aracılığı ile çalışma hayatında endüstri ilişkilerinin önemli bir aktörü olarak yer
almaya başlamıştır. Chartizm Hareketi (1838- 1848) sonrasında elde edilen genel oy hakkı,
çalışanların bir vatandaş olarak görülmeye başlanması, sendikal mücadelenin başarıya
ulaşmasında önemli bir dönüm noktasıdır. Büyük Buhran (1929) gibi önemli ekonomik
krizlerin olduğu dönemlerde hem emek hem de emek mücadelesi durgunlaşma dönemine
girerken sonrasındaki müdahaleci yaklaşımlarla birlikte, özellikle II. Dünya Savaşı’ndan
sonra sendikal örgütler altın çağını yaşamışlardır. 1980’li yıllarla birlikte ise bir sebebi de
ekonomideki neoliberal politikalarla sendikalaşma zayıflamaya başlamıştır.

Sendikalaşmanın, sendika üyesi çalışanlar üzerinde birçok faydası bulunmaktadır. Her
şeyden evvel çalışanların sendika gibi bir örgüt etrafında bir araya gelmeleri, birbirlerine
manevi destek olmalarına ve onları cesaretlendirmelerine imkân tanımaktadır. Bununla
birlikte ekonomik olarak da çalışanların bireysel olarak işverenle yapacağı pazarlıktan çok
daha fazlasını sendikalar, toplu pazarlık yoluyla elde edebilmektedirler. Toplu pazarlık
yapabilen çalışanlar, toplu pazarlıklardan yoksun çalışanlara göre daha fazla yan ödeme ve
diğer özlük haklarına sahip olmaktadırlar.

Sendikaların çalışanları temsil gücü ile birlikte yerel ve ulusal düzeyde alınacak politik kararların çalışanlar lehine sonuçlanabilmesi için de kamuoyu faaliyetleri yapmaları da önemli bir güç olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte sendika üyesi olan çalışanların çalışma hayatında kendilerine fayda sağlayacak konular hakkında daha bilinçli oldukları ifade edilebilir. Sendikaların çalışanları için gerçekleştirdiği toplu pazarlığın, çalışanların kendilerinin yapacağı pazarlıkların toplamından çok daha fazlası olduğu ifade edilebilir. Bireysel pazarlıklarda işveren için caydırıcı güç, kişinin kolaylıkla
vazgeçilmeyecek niteliklere sahip olması iken, toplu pazarlıkta bununla birlikte grev gibi işvereni çok daha sarsıcı bir şekilde etkileyebilecek caydırıcı bir güç faktörü oluşmaktadır.

Türkiye’de sendikaların oluşumuna kısaca bakıldığında ise Cumhuriyet Öncesi dönemde sanayileşmenin yeteri düzeyde gerçekleşmemesi ve işçi sınıfının oluşamaması neticesinde 1870’li yıllarda ilk sendikal örgütlerin ortaya çıktığı görülmektedir.

II. Meşrutiyet’in ilanı sürecinde, Tatil-i Eşgal Kanunu ile birlikte grevlerin ciddi oranda
yasaklanması ve sendikalaşmanın kısıtlanması yoluna gidilmiştir. 1938 yılında sendikalaşmayı tamamen yasaklayan uygulamaya, 1946 yılında son verilmiş ve 1947 yılında sendikalarla ilgili grev hakkı içermeyen ilk yasal düzenleme olan 5018 sayılı kanun çıkarılmıştır. 1963 yılında da 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu ile ilk kez grev ile ilgili düzenlemelere yer verilmiştir. 1983 yılında sendikalarla ilgili çıkarılan 2821 ve 2822 sayılı kanunlarda ve yürürlükte olan 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nda neo-liberal politikaların yansıması görülür.

Yukarıdaki bilgiler, sendikal faaliyetlerin oluşum sürecine dair temel etmenlerdir.

Bunun yanı sıra 1946 yılında ülke idaresini ele alan Demokrat Partinin sendikal
örgütlenmelere izin vermesiyle beraber Elâzığ’ımızda da sendikal örgütlenmelerin temellerinigörmeye başlarız. İlk öce işçi sendikaları şeklinde oluşturulan yapı zaman içerisinde bütün
çalışanları kapsayacak şekilde genişlemiştir.

Türkiye’mizde ve Elâzığ’ımızda sendikacılık siyasal ideolojiye bağlı olarak
ilerlemektedir. Aslında bu tür faaliyetler tamamen çalışan odaklı organize edilmelidir. Bu
örgütlenme hareketlerine siyasi ideolojileri karıştırmak, amaçtan sapmaların olmasına daima
sebebiyet verir. Zaten ilk sendikal örgütlenmelerin yasaklanmasına neden olan durum da bu
olmuştur.

Elâzığ’da sendikal örgütlenme; kamusal alanda her ne kadar yeterli görülse de, özel
sektörün çalışma alanlarında bunu görmek bir o kadar mümkün değildir. Zira aldığımız
duyumlar; asgari ücretin bile bu gün verilmediği ama verilir göründüğüdür. Konuyla ilgili
olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik müdürlüklerinin denetim vazifesini sağlıklı yapmasını
temenni ederiz. Bir diğer mevzuu ise sendikalar açısından demokratik seçim kültürünün
oluşturulmasıdır.

Delege seçimiyle sendika başkanı seçmek demokrasi kültürüne pek de yakın
değildir.

Üyelerin tamamının sendikal seçimlere doğrudan katılması, doğrudan demokrasi ve
adaletin gereğidir. Çalışanın emeğinin sömürülmediği, demokrasi bilincinin yerleştiği, sen-
ben anlayışı yerine biz olabilen, seçim sürecinde adayların karalanmadığı sendikal demokrasi
kültürünün yerleşmesi dileğiyle…

En az 10 karakter gerekli

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.